Anasayfa
  • Afyon Haber
  • Afyon İş İlanları
  • Gündem
  • Asayiş
  • Siyaset
  • Spor
  • Ekonomi
  • Yaşam Son Depremler Sivil Toplum İslam Sağlık Dünya Bölge Türkiye Magazin Eğitim Sanat Alışveriş Vefatlarımız
  • Ara
SON DAKİKA:
15:19
Afyonkarahisar Müzisyenler Derneği Başkanını Seçti
15:15
TED Afyon Basketbolda Türkiye İkincisi
15:15
Afyonkarahisar Valisi Aktaş SGK Heyetini Kabul Etti
15:09
Bodrumspor - Çorum FK Play Off Maçı Hangi Kanalda Yayınlanacak?
15:05
Afyon’da cenaze ilanı: İhsan Baştürk vefat etti
15:01
Bugünkü maçlar: 11 Mayıs Pazartesi günün maç programı
03:13
Afyonkarahisar’da patlıcan fiyatı ne kadar?
02:58
Muğlaspor, Elazığspor’u penaltılarla geçip Trendyol 1. Lig’e yükseldi
02:58
Afyonkarahisar-Konya demiryolu hattında ilaçlama uyarısı
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  3. KAVURMA ŞENLİĞİ
03 Ağustos 2019 - 01:14

KAVURMA ŞENLİĞİ

03 Ağustos 2019 - 01:14
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Malum Kurban Bayramı yaklaşıyor ve bayramla birlikte özellikle son yıllarda yoğunlaşan manasız bir “kurban” tartışması;

 

“Dinde kurban kesmek var mıdır, yok mudur?”

 

Toplum –hep olduğu gibi– ikiye ayrılıyor bu tartışmayla. Bir tarafta mutlaka bir hayvan kesilmesi gerektiğini savunanlar, diğer tarafta ise bunun bir hayvan katliamı olduğunu iddia edenler. Ama işin ilginç tarafı, her iki taraf da “kurban” ın ruhundan ve ondaki toplumsal içerikten bihaber.

 

Oysa Kitab-ül Mübin “Kurbanlarınızın etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Sadece takvanız ulaşır (Hacc,37)” şeklinde uyarıyor.

 

Yani Rabbimiz, “Ben sizden iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, sevgi, bunları bekliyorum; karz-ı hasen (karşılıksız Allah’a borç verme), salât, zekât, ihtiyaç fazlasını verme, yardımlaşma, birbirinize kendinizi feda etme, yoksulları gözetme, zayıfın elinden tutma, düşmüşü kaldırma, bunları bekliyorum,takva budur. “diyor.

 

Şimdi bu ayetten hareketle toplumun süregelen algısını ve “takvasız” didişmelerini bir tarafa bırakıp kurbanın aslında ne olduğunu anlamaya çalışalım;

 

Kitab-ül Mübin’e baktığınızda kurban kavramının aslında kurbiyet yani yakınlaşma, yakınlık duyma, O’nun rızasını kazanma olduğunu görürüz. Başka bir deyişle “adanmışlık hali, Allah rızası uğruna fedakarlıkta bulunma, Allah ile arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışma çabası” da diyebiliriz. Tabi ki aramızda “kendine yabancılaşan kişinin kendine yakınlaşması” tarifini yapacak kardeşlerimiz de çıkacaktır.

 

Yine de her yıl olağan hale gelen bir manzara çarpar göze.Kurulan pazarlardan bir kurbanlık seçilir. Bayram sabahı kesilir veya kestirilir. Sonra etler alınır dağıtılır ve bir et yeme şenliği başlar. Televizyonlarda kurbanlık yerine kendini doğrayanlar, kasapların elinden kaçan hayvanların görüntüleri, acil servislerden yükselen feryatlarla izlenir. Başka biri çıkar, yoğun et tüketiminin zararlarını anlatır; bir diğeri kolesterol ve tansiyon ikazı yapar; bir başkası etin yanında yeşillik de tüketilmesi gerektiğinden dem vurur.

 

En nihayetinde de çıkar bir din adamı “bayram, kavurma şenliğine döndü” diye şikayet eder, “gariplerle kurban etlerimizi paylaşmalıyız” diye de uyarır. Bu zat-ı muhtereme ben de katılarak diyorum ki; yetim, yoksul, düşkün, garip, kimsesizlerin hakkı gözetilmeden bir gelenek anlayışı ile kesilen kurbanlar, abdestsiz kılınan namazlar gibidir!

 

Ama kurbanın asıl manasından uzak bu ruha sahip olanların kimisi için artık yardımlaşma ve infak sezonudur; kimisi içinde kalıplaşan geleneği yerine getirme telaşıdır.

 

Peki bu iş nasıl olmalıdır?

 

Bu noktada dinsel terminolojiye girip kafanızı karıştırmak istemiyorum. Ama kurban meselesinin hayvanın eti ve kilosu üzerinden takva ayarları çekip, bir de derisini camiye bağışlayıp, etini de ihtiyaç sahiplerine bağışlayarak vicdanımızı teskin kılmaktan ibaret olmadığını özellikle belirtmek zorundayım.

 

Zira sadece belli bir zaman dilimine sığdırarak nemalanmaya çalıştığımız paylaşım emri, yılın sadece üç dört gününe özgü değil, her anına özgü bir emirdir. Sadece eti değil otu da, parayı da, tebessümü de kapsayan, geniş bir paylaşım ağı var müntesibi olduğumuz dinin.

 

Yani, yazık ki kurban kelimesi de bir çok dinsel ritüelimiz gibi amacından sapmış, sinirleri alınmış, içeriği boşaltılmış durumda. Bunu infak vesilerinden biri kılmak yerine infak emrinin aslıymış gibi sunarak, paylaşım kültürümüzü daraltılmış dilimlere hapsedip Allah’a yakınlık vesilesi olabilecek bu ibadetin aslında bir uzaklığa sebep olabileceğinin farkında değiliz.

 

Peki ne yapmalıyız?

 

Bu soruya yanıt vermeden önce biraz geriye gidelim.

 

Özellikle dinler tarihi irdelendiğinde insanoğlunun binlerce yıldır korktuğu, ürktüğü bir takım doğa güçleri karşısında korunma amaçlı olarak bazı şeylerini feda ettiğini ve buna “kurban” dediğini görüyoruz. Başlangıçta en sevdiklerini, zaman zaman çocuklarını kurban olarak adayan(!) insan, zamanla bunu hayvan kesme şekline dönüştürmüştür.

 

Bu dönüşüm Kur’an-ı Mübin’de de herkesin bildiği Hz İbrahim(as) ve Hz İsmail(as) ‘nin yer aldığı simgesel bir anlatımla hayat bulur. Oğlunu kurban etmek üzere iken kendisinden bir hayvan kurban etmesinin veya mitolojik anlatımıyla gökten koç indirilmesinin(!) hikayesi bin yıllardır nesilden nesile taşınmış ve nihayetinde kurban dendiğinde de akla gelen ilk şey “hayvan kesme” olarak belirmiştir.

 

Özellikle kitabımızda kurban ile hacc ibadetinin birlikte anılması, Hacc döneminde Kabe’ye akın eden (ve artık sayısı milyonlarla ifade edilen) hacı adaylarının besin ihtiyacının karşılanması içindir. Yani İslami bir ritüel olmasının kökleri buradan gelmektedir.

 

Buradan hareketle de şunu belirtmek gerekiyor ki, Kur’an-ı Mübin’de “kurban kesme” diye bir ibadetyoktur diyenler olayı saptırmaktadır. Kitabımızda kurban kesmek vardır ve bu ayetlerle sabittir. Ama kurban ibadetini mutlak hayvan kesmek olarak anlatanlar da olayı amacının dışına çıkarmaktadır.

 

Peki hangisi doğru?

 

Şunu belirtmek gerekir ki, kurban ibadetinin temelinin ‘hayvan kesmekten’ ibaret olmasının sebebi; hayvanların en büyük ve en önemli servet olarak iş gördüğü toplum ve zaman dilimlerinde hayat bulmasıdır. Zira dinler tarihinde de, İslam tarihinde de toplumda en büyük servet hayvandır. Hatta tarih kitaplarında altın, gümüş gibi servet unsuru olarak addedilen metanın el değiştirmesinin bile hayvanlarla yapıldığını görebiliyoruz.

 

Yani hayvanlar ticari ve toplumsal yaşamda ekonominin en baskın unsuru olarak yer almıştır. Böylesi bir toplumsal ve iktisadi manzara içinde de insanların en büyük mal varlığı olan hayvanlarından bir kısmını keserek yoksullara dağıtması, zengin ile yoksul arasındaki mesafenin kapatılması ve özellikle her iki kesimin besince birbirine yaklaşması kurbanın gerçek manasını yansıtmaktaydı.

 

Kur’an-ı Mübin’deki infak(paylaşma) ile iman arasındaki ilişkiyi irdelediğinizde de anlam daha belirgin hale gelmektedir.

 

Tüm bu anlatımları alt alta topladıımızda diyebiliriz ki, kurbanın aslı infaktır.

 

Yoksul ile zengin arasındaki gelir farkını azaltmak ve mümkün mertebe ortadan kaldırmayıamaçlamaktadır. Her yıl ümmetin sünneti olarak kutlanan Kurban bayramlarının da ana gayesi, aradaki bu mesafeyi kapatmaktır.

 

Şimdi bu tespitlerden yola çıkarak akla gelen soruları sıralayalım;

 

Kurban bayramlarında yoksul ile zengin arasındaki mesafe kapatılabiliyor mu? Toplumdaki gelir dağılımındaki uçurumda boşluğa düşenler buna ne kadar fayda sağlıyor? En önemlisi yoksullarla zenginler, alttakiler ile üsttekiler yakınlaşabiliyor mu?

 

Bu noktada baktığımızda; kurbanın, yani Rabbe yakınlaşmanın yollarından biri ve bence en önemlisi olan infak etmenin neden zenginler üzerinde bir dini yükümlülük olduğunu daha bariz bir şekilde anlayabiliriz!

 

Zira ayetlere baktığınızda yakınlaşmakla emrolunan kesim zengin kesimdir.

 

Neden?

 

Bu fikrime katılmayacak okurlarım olsa bile ben zenginleşmenin mutlak surette birilerinin fakirleşmesi, sömürülmesi, emeğinin hiç edilmesi üzerine bina edildiğine inanan biriyim. Bu durum da, en muhteşem ayet olan insana zulm edildiği için Allah’tan uzaklaşmayı beraberinde getiriyor. Çünkü özellikle iniş sırasına baktığınızda ilk yirmi üç süre ısrarla eşitlenmeyi haykırıyor. Eşit paylaşım olmayınca da fıtri denge bozuluyor ve Allah’ın bu dünyada kurulmasını istediği cennetin önüne set çekiliyor!

 

Bu durumda zenginler, zenginleşmek suretiyle uzaklaştıkları Allah’a yeniden yakınlaşmak adına her yıl kurban bayramında bir yıllık servetlerini sorgulamak ve ortaya çıkan çarpıklığın giderilmesi için deçabalamak zorundadır.

 

Bunun da salt hayvan kanı akıtmakla olmayacağı sanırım aşikar.

 

Demek ki, kurban ibadetinde asıl amacın hayvan kesmek değil Allah’a yaklaşmak olduğunu söyleyebiliriz. Bugünkü baskın değer ise artık bir tarım ve hayvancılık toplumu olmaktan çıktığımız için hayvan değil, güncel ekonomik değerlerdir.

 

Bu işi sadece hayvan keserek kapatmak ise kendini kandırmaktır.

 

Böyle okuyamazsak, asıl gayesi Rabbe yakınlaşma olan kurban ibadetini ruhundan kopartıp sinirlerini almış oluruz ve her kurban bayramında kapanması gereken yoksul zengin arasındaki gelir uçurumu çok daha büyür!

 

Yoksa yalılarda köşklerde, rezidanslarda veya saray yavrusu evlerde konaklayıp yılda bir kez “bir hayvan alıp kesip kanını akıttım” demekle bu ibadet de yerine gelmez, asıl gayesi olan Rabbe yakin olmak da mümkün olmaz.

 

Öyleyse diyebiliriz ki, simgesel olarak kurbanın ana manası, Allah’a yaklaşmak için, yetime, miskine, yoksula, düşküne el uzatmak; kimsesize ‘kes’ olmaktır.

 

Çünkü Rabb’in rızası kulun rızasındadır.

 

Çünkü insan insana emanet edilmiştir.

 

Ayrıca yetimden kasıt, anasız babasız kimse değildir. Mesela yüz tane akrabası olduğu halde bankadan kredi almak zorunda kalan herkes yetimdir.

 

İşte bu ve benzeri durumların ortaya çıkmasına neden olan sebeplerle verilen mücadeleye “kurban ibadeti” diyoruz.

 

Ancak bu şekilde Rabbinizle kurbiyet kurar, ona yakınlaşırsınız…

 

Bir de bu konuyu dinsel terminoloji üzerinden değerlendirip sözlerimizi bağlayalım;

 

‘İnnâ a’ taynâkel-kevser fe-salli li-rabbike venhar inne sânı eke hüvel ebter’ arapça lafzıyla okuduğumuz Kevser süresi inanıyorum ki herkesin ezberindedir. Bizim dönemimizde okul sıralarında kafamıza vura vura öğretilirdi bu kısa süreler anlamları ile birlikte.

 

Burada Rabbimizin ‘kurban kes ve namaz kıl’ dediğine dair yaygın kanaate itirazım var.

 

Zira ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir.

 

Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir.

 

“Allah ve melekleri o resule salli ederler” (Ahzab,56)

 

Eğer buradaki salli kelimesini salt “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur ki bu belirsizve hatalı bir yakıştırma olur.

 

Dolayısı ile buradaki salli kelimesini “destekleme” anlamıyla çevirmek zorundayız.

 

Yani, Allah ve melekleri peygamberi desteklerler.

 

Bu durumda da Kevser suresindeki salli kelimesi “desteklemek” anlamına gelir.

 

Ayette geçen “venhar” sözcüğü ise, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasında “bir işi göğüslemek” anlamına gelir.

 

Bu anlayıştan baktığımızda günümüzde bu ayetin sadece “bıçağı dayama” kısmını almış ve olayı salt “hayvan gırtlaklamak” olarak okumuş oluruz.

 

Ama bu süreyi kanımca tam çevirdiğimizde (ki en doğrusunu ancak Allah bilir);

 

‘Biz sana Kevser’i verdik; şu hâlde destek iste, (salat) yardımlaşma ve dayanışma içinde ol. Güçlüklere göğüs ger. Asıl kökü kuruyacak olanlar sana kin besleyenlerdir ‘anlamı çıkmalıdır. 

 

Çünkü süre Mekki’dir yani Mekke’de inmiştir. Bırakın namaz kılmayı, hatta yetinmeyip kurban kesmeyi; Müslümanlardan dört kişinin bir araya gelmeye bile mecalinin olmadığı; yoğun bir baskı ve işkence ortamının olduğu, Hz. Peygamber (sav)’in aşağılanıp dışlandığı ve kendisi hakkında ‘Muhammed böyle giderse toplumda bir yere gelemeyecek, kökü kuruyacak.’  denildiği dönemlerde inen bir süre.

 

Bu söylemlere karşılık da inen ayette deniyor ki; ‘‘fe-salli li-rabbike venhar’…

 

Yani; “Sen, Allah’tan destek iste! Etrafında toplananlarla birlikte yardımlaşma, dayanışma ve kenetlenme içerisine gir ve seni yok etmek isteyenleri, “tıpkı devenin kesilirken göğsünü ileriye doğru itmesi gibi göğüsle, güçlüklere göğüs ger ve diren” şeklinde de okumak gerektiğini düşünüyorum.

 

Peki…

 

“Zengin değilim, kurban kesmeli miyim?”

 

Kurban kavramını “Rabbimize yakin olma” olarak okuduğumuzda, bu sorunun cevabı da berrak bir şekilde çıkıyor ortaya;

 

“Yardımseverlik imkan sahibi iken yoksula düşküne el uzatmak değildir; zira o konumda iken bu bir lütuf değil görevdir! Asıl yardımseverlik “onlar kadar muhtaç iken” sofrandaki ekmek kırıntısını dahi muhtaç olanla paylaşabilmektir!” 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • DAR AĞACINDA YARGILANAN İNSANLIK - 07 Nisan 2026
  • VİCDANIN YÜKSELİŞİ - 05 Şubat 2025
  • Fetret döneminden geçiyoruz - 30 Ekim 2024
  • Toplumdaki Öfkenin Kökleri: Nereye Yanlış Gittik? - 06 Ekim 2024
  • Gördüm, Okudum, Yazdım; Hep Ağladım - 11 Eylül 2024
  • Sevgiyi yeşertebilir misiniz? - 08 Eylül 2024
  • İyiler - 15 Haziran 2024
  • Laiklik - 24 Şubat 2024
  • Ezan Okunan Her Yer Vatandır - 05 Kasım 2023
  • Kokusuz ve Dikensiz Güller - 28 Eylül 2023
  • Teknolojik Esaretimiz - 13 Ağustos 2023
  • Kalbimiz Başka Söylüyor Aklımız Başka - 13 Haziran 2023
  • Dava Kendini Doğurma Davası - 05 Mayıs 2023
  • Dimyat'a giderken olanlar! - 20 Nisan 2023
  • Tutunduğumuz Dal Kurumuş Değil - 21 Mart 2023
  • Peki ya Ahlâki deprem? - 15 Şubat 2023
  • Haz ve Hız Çağı - 05 Şubat 2023
  • Din(i)dar - 09 Ocak 2023
  • Kelimelerin Gücü Aşkına - 21 Aralık 2022
  • Çağın Mottosu - 28 Kasım 2022
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
Köşe Yazarları
 Şaban Öztürk
Şaban Öztürk
İNSAN BİLMEDİĞİNİN DÜŞMANI.!
Yasin Şen
Yasin Şen
MUTASAVVIF SANA NE ANLATIR?
ANNE EN DEĞERLİ VARLIKTIR
Lokman ÖZKUL
ANNE EN DEĞERLİ VARLIKTIR
Zamanın Eskitemediği Alfabe
Yalçın Sevim
Zamanın Eskitemediği Alfabe
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
DAR AĞACINDA YARGILANAN İNSANLIK
Mustafa ŞENGÜL
Mustafa ŞENGÜL
Hayat kısa, sözler kalıcı: Varken değer vermeyi öğrenmek
Çok Okunan Haberler
Afyon Cenaze İlanları: Keser ve Kılınç Ailelerinin Acı Günü
Afyon Cenaze İlanları: Keser ve Kılınç Ailelerinin Acı Günü
Afyon Cenaze İlanları: 5 Mayıs 2026 Defin ve Namaz Bilgileri
Afyon Cenaze İlanları: 5 Mayıs 2026 Defin ve Namaz Bilgileri
Afyonkarahisar'da Bugün Vefat Edenler: 9 Mayıs 2026
Afyonkarahisar'da Bugün Vefat Edenler: 9 Mayıs 2026
Afyonkarahisar Elektrik Kesintisi 5 Mayıs 2026
Afyonkarahisar Elektrik Kesintisi 5 Mayıs 2026
Afyonkarahisar Yolundaki Eğitim Yolculuğu Facia ile Bitti: 1 Ölü
Afyonkarahisar Yolundaki Eğitim Yolculuğu Facia ile Bitti: 1 Ölü
Eskişehirspor Ayvalıkgücü Maçı Ne Zaman, Saat Kaçta, Hangi Kanalda?
Eskişehirspor Ayvalıkgücü Maçı Ne Zaman, Saat Kaçta, Hangi Kanalda?
Ana Sayfa
Afyon Haber
Afyon İş İlanları
Gündem
Asayiş
Siyaset
Spor
Ekonomi
Yaşam
Son Depremler
Sivil Toplum
İslam
Sağlık
Dünya
Bölge
Türkiye
Magazin
Eğitim
Sanat
Alışveriş
Vefatlarımız
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Günün Haberleri
Arşiv
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Asayiş
  • Bölge
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Sağlık
  • Sanat
  • Siyaset
  • Spor
  • Türkiye
  • Vefatlarımız
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri
Google Play
ücretsiz indirin

  • Rss
  • Sitemap
  • Sitene Ekle
  • Yayın Politikası / Sorumluluk Reddi
  • Hizmet Şartları
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
  • Hakkımızda

Son dakika Afyon haberlerini doğru, güvenilir ve tarafsız gazetenizde takip edin, Afyon gündeminden haberiniz olsun. Afyon Kent Haber'in tüm hakları saklıdır.

Yazılım: Tumeva Bilişim

AfyonKentHaber