Anasayfa
  • Gündem
  • Belediyeler
  • Asayiş
  • Siyaset
  • Spor
  • Ekonomi
  • Yaşam Son Depremler Sivil Toplum İslam Sağlık Dünya Bölge Türkiye Magazin Eğitim Sanat Alışveriş Vefatlarımız
  • Ara
SON DAKİKA:
11:39
Emiralioğlu Afyonkarahisar'da tarımsal üretimi sahada inceledi
11:19
Şuhut'ta Büyük Taarruz hazırlıkları sahada değerlendirildi
11:18
Afyon Cenaze İlanları: 7 Ağustos 2026 Cuma Defin Bilgileri Açıklandı
01:31
Dinar'da beş gün sürecek festival programı açıklandı
01:17
Emeklilerin Maaş Farkı Ödemeleri Bu Gece Hesaplara Yatıyor
01:01
Afyonspor için birlik çağrısı Zafer Meydanı'nda yükseldi
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  3. "EĞİTİM" Mİ "ÖĞÜTÜM" MÜ?
03 Şubat 2019 - 22:01

"EĞİTİM" Mİ "ÖĞÜTÜM" MÜ?

03 Şubat 2019 - 22:01
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Yarınlara dair umutlarımız var hepimizin ve bu umutların yeşermesini bekliyoruz. Ancak umudun yeşermesi için gerekli zaman ve zeminin ortaya çıkması adına çabamız eksik ve niyetlerimizde de “ihlas” yok maalesef.

 

Bu yazımı “nedensellik” üzerine inşa ederek, aslında Farsça’dan dilimize gelen ve kelime anlamı “hazine” olan genç ve gençliğin mevcut durumu üzerinde ilerletmek istiyorum.

 

Zira kim ne derse desin manzara gerçekten ürkütücü. Özellikle gençlerle hemdem oldukça bu coğrafyada yaşayan genç kuşağın değerlerimize, medeniyet birikimimize aidiyet bilincini hızla yitirdiğini içiniz ezilerek görüyorsunuz.

 

Peki suçlu kim?

 

Elbette ki, onların sorularına cevap veremeyen, sorunlarına nüfuz edemeyen, buna rağmen onları kendi istediğimiz gibi eğitmeye çalışan biz yetişkinlerin!

 

Yani?

 

Evet, sorunun ana kaynağı eğitim sistemimiz. Zira mevcut eğitim sistemimiz gençliğin maruz kaldığı saldırılara cevap veremez durumda.

 

“Saldırı” deyince gözle görülebilir bir saldırıdan söz etmiyorum.

 

Çünkü bu saldırılar zihni ve kültürel saldırılar.

 

Amacından sıyrılarak gelişen eğitim sistemi, kültür dünyası, medya, düşünce dünyası ve sanata bakış açısı adeta el ele vererek onları işgal altına almış ve onların hayal dünyasını topyekûn katlediyor.

 

Peki biz bu tabloya karşılık ne yapıyoruz?

 

Eliyoruz!

 

Adını hemen her yıl değiştirdiğimiz bir eleği alıyor; kurduğumuz sınav sistemiyle sözüm ona başarılarını ölçüyor; iyiyle kötüyü, zeki ile aptalı, çalışkan ile tembeli ayrıştırıyoruz(!).

 

Ölçümüz ne?

 

Akademik başarı!

 

Çünkü okula gönderdiğimiz her gencin avukat, doktor, hakim, savcı, bürokrat olmasını istiyor; “hiçbirşey olamazsan bari git öğretmen ol” diyoruz!

 

Bu kriterlerin dışında kalan meslek liselerindeki gençlerle görüşün, onlardaki “öğrenilmiş çaresizliği” görün, ne demek istediğimi anlarsınız.

 

Gençlerin kurduğu cümleler ortak;

 

“Fen lisesini kazanamadım, Anadolu Lisesini kazanamadım, İmam Hatip lisesine gitmek istemedim, annem veya babam bari git bir lise mezunu ol dedi.”

 

Gencimiz en fazla 18 yaşında.

 

Yani hayatının daha başında.

 

Verdiğimiz mesaj ne;

 

“Sen bir işe yaramazsın”

 

Neden?

 

Çünkü benim istediğim okulu kazanamadın!

 

Bugünkü tablo bu değil mi?

 

Oysa ki…

 

İdeal bir eğitim sistemi öğrenciyi eleme işine girişmez, girişmemeli de.

 

Ne yapar?

 

Onların ilgi, istidat ve kabiliyetlerini keşfederek bir üst seviyeye çıkarır.

 

Yani?

 

Balığa uç demez.

 

Attan yumurta yapmasını istemez.

 

Kuştan yüzmesini istemez.

 

Dolayısıyla farklı mizaç ve yetenekteki öğrencileri aynı sorulardan sınav yapıp öğrencilerin bir kısmını “başarısız” ilan eden bir sistem eğitimi “anlayamamış” demektir. Bu tespitlerden hareketle baktığımızda da kim ne derse desin elenen öğrenciler değil sistemin kendisidir.

 

Hiç kimse beynine bilgi depolamakla; Türkçe, Matematik, fizik, kimya olimpiyatlarında birinci olmakla eğitim sisteminin kalitesini anlatmaya çalışmasın. 15 Temmuz’daki makus olayın başrolünde sistemin sınavlarında derece alanlar olduğu unutulmamalıdır.Tankların altına yatıp canını hiçe sayanlar elenen, sistem tarafından “başarısız” damgası vurulan, ötekileştirilenler idi. Ülkeyi uçurumun kenarından eğitim sisteminin “sistem dışına” ittiği bu fertler kurtardı.

 

Ne mi anlatıyorum?

 

İçinde yaşadığımız dünyada başdöndürücü gelişmelerle hızla gelişen teknoloji karşısında, yukarda sözünü ettiğim zihni ve kültürel saldırıları da hesaba katarak, kalplerini bir tarafa bırakıp sadece beyinlerine yönelerek orayı doldurmaya çalışırsak bu kuru bilgi sadece birer mankurt (bilinçli köle) yetiştirmekten başka bir işe yaramaz.

 

Çünkü, ideal eğitimin yolu kuru bilgiden değil gönülden geçer.

 

Yanisi eğitimde çocuğun, gencin yüreğine ne kadar dokunduğunuz önemli.

 

Geçen yıl yaptığımız ve bu yıl devam ettirdiğimiz yurt turnesinde açıkça gördük;

 

Gençlerimiz daha “kendilerinden” bir dil arıyor.

 

Onları kalplerinden yakalayacak, nasihatlerin hayatlarına yansımasını sağlayacak, durumlarını küçümsemeyen, aksine anlayan ve içlerini gören dupduru bir dil arıyor.

 

Üst perdeden nasihat buyuran üsluplar, gençleri hiçbir şekilde etkilemiyor.

 

Zira kendilerinin sansürsüzce ve en önemlisi yargılanmaksızın anlaşılmasını ve gündemlerinin yakalanmasını istiyorlar. Konuşan kişinin kullandığı “biz”li üslup, fena halde itici geliyor; dinleyen gençleri mevzu ne kadar sıcak olursa olsun boğuyor.

 

Konuşmacının “tehdit içerikli” ağır bir din dili kullanması yerine, İslami örneklerin içine yedirildiği güncel ve neşeli örneklerle bezeli, daha aktüel bir tarzı tercih ediyorlar. Asla uygulanmayacak uzak ve afaki idealler yerine yakın ve mümkün hedefler gençlerimize daha çok tesir ediyor. Kişisel tecrübelerle süslenen ve yer yer özeleştiri de içeren üslup gençlerimizde daha kalıcı oluyor.

 

Sadece ‘başkalarının’ kusursuz, mükemmel ve örnek hayatlarının anlatıldığı, insanlara kusursuzluğu ve mükemmelliği dayatan teorik konuşmalar birkaç dakikadan sonra dinleyiciye bir şey söylemez oluyor. Teknolojinin önümüze serdiği sınırsız imkanları da düşündüğümüzde bu ilkeleri benimsemiş samimi ve bilge üsluplara ihtiyacımız var.

 

Kabul etmeliyiz artık.

 

Gençlerimizin artık eski, kalın kitapları karıştırıp kafa yoracak ne vakitleri var ne de istekleri. İslam’ın ilke ve güzelliklerini tahrif etmeden ama muhatabı taltif ederek sunmamız gerekiyor.

 

Yanisi suçlu biziz onlar değil!

 

Bilgi deposu beyinler, sınav kazanan çanta hamalları, tıkanmış eğitim sistemine kendini tıpa olarak görev addeden ebeveynler olarak her anne babanın elinde zeka ölçüm formları; gözleri hırs, çocuk büyütme enerjilerini ihtiras kaplamış.

 

Günümüzde de eskiden olduğu gibi bir kısım anne baba maalesef çocuklarını, kendi yetersizliklerini “tatmin memuru” olarak görüyor.

 

Farkında mısınız bilmiyorum!

 

İnsanlar yavaş yavaş kendi belirledikleri başarı yolcuğunda, yine kendi yaptıkları her aşırılığı kurallaştırınca, yeni bir ahlak anlayışı patladı toplumda: 

 

Narsizm. 

 

Yani "büyüklenme" hastalığı.

 

Bu kişiler kendilerini o kadar yüksekte ve büyük olarak görürler ki; kimsenin onları eleştiremeyeceğine inanırlar. Öyle haklı gerekçeleri vardır ki biraz düşününce; anne hiç eleştirmemiş, baba çocuğundan bir bardak su dahi istememiş. ama evlatlarının her eleştirisinde evladın tanımına göre kendilerini değiştirmiş, evladın her isteğini emir olarak görüp yerine getirmiş.

 

Küçücük evlat bir rehbere ihtiyaç duyarken, rehberlik yapacak anne ve babanın kendine teslim olduğunu görünce, yürüyen çılgın ego haline dönüşmüş…

 

Bu çocukların beyinleri büyüklenmeyecek kadar masum kalabilir mi?

 

Sonuç?

 

Fen lisesini, Anadolu lisesini, bilmem ne kolejini birincilikle kazandığı halde eline tutuşturduğunuz faturayı dahi yatıramayan bir nesil var ortada!

 

Neden mi böyle oluyor?

 

Çünkü kişiliğimiz üzerindeki gedikler edep ile değil, hırsımız ile kapandıkça ihtiras canavarı bir kuşku yüklüyor zihinlere;

 

“Gediklerimle birlikte fark edilirsem…”

 

Bütün amaç kendimizi saklamak, hem de en derinlerde…

 

Üzeri; bilgi, başarı, elde edilecek makam ve para ile kapalı.

 

Korkunç bir ifade olacak belki ama kendi iç dünyamız ile yüzleşip kendi halimizle barışmak bu kadar korkunç olduysa, tövbe eden,hatalarının farkına varıp pişmanlık duyan kişi sayımız ne de çok azalmış demek değil mi bu? Her tövbe veya pişmanlık; merkezinde kişinin kendini tüm eksiklikleri ile kabul edip yüzleşmesi, ardından itiraf etmesi ile başlamıyor muydu?

 

Biz çocuklarımıza “yakışıklı, güzel, zeki, güçlü” gibi kavramlar dünyasında yaldızlı bir yalancı yaşam sunarsak, gerçekleri fark ettiğinde ilk terk edeceği liman kendisi olmayacak mı?

 

Kişiselliğini olduğu gibi kabul onayı, değişim ve gelişim sürecinin birinci basamağı değil mi?

 

Kişiselliğini kabul, kişiliğinin farkında olmakla başlamıyor mu?

 

Peki…

 

Kişiliğini fark edecek zaman verdik mi çocuklarımıza?

 

Ne olur boş bir vaktinizde dolaşın okulları.

 

Ne kendilerini ifade edecek kelime birikimi var, ne duygularını tanımlayacak refleksleri. Sorarsanız birkaç test sorusu ya da klasik hemen döktürüveriyor ezbere biriktirdiklerini.

 

Yapmak zorundalar çünkü!

 

Karşılaştırma baskısı yememek için; ebeveynleri tarafından dışlanmamak için, arkadaşları arasında yetersiz olmamak için, bilmediği zaman sınıfta tembeller grubuna girmemek için…Ama dikkat edin başaramadığında duygusal anlamda terk ediyorlar; önce kendilerini, ardından ebeveynlerini, sonra sosyal yaşamını ve en sonunda okulunu...

 

Oysa…

 

Eğitim sistemi; zeka yaşı kaç olursa olsun tüm öğrencileri bir anne şefkatiyle kucaklayarak hayata kazandırmak, topluma faydalı bir fert olarak yetiştirmekle mükelleftir.

 

Farkında olalım artık!

 

Daha düne kadar mutlu, huzurlu, paylaşımcı insanlar toplumu iken çok özendiğimiz ve her birinden azar azar aldığımız “batı eğitim sistemi” ile, yaşantımız ne yazık ki yaşanılamaz bir hale dönüşüyor. Batının kendini yok etme serüvenini hiçe sayarak aynı akıbeti bir gelişmişlik karinesi olarak gören, çok bilen “cahiller” topluluğuna; aşksız, sevgisiz, edep ve hâyâ yoksunu insan sürüsüne dönüşüverdik.

 

Oysa dün böyle miydi bu coğrafya?

 

Ekmeğini, aşını ve sevgisini beklentisiz paylaşan o güzelim insanlar nerede? Sade, gösterişsiz, değerleri iliklerine kadar içselleştirmiş buram buram huzur kokan toplumun fertleri nereye kayboldu? İnsanı eşyalaştıran ve köleleştiren eğitim sistemi insana mutluluk getirmediği gibi dünyayı da yaşanılamaz bir hale getirmedi mi?

 

Bize ifsada meyilli değil bin yıl boyunca dünyaya hükmeden ıslaha meyilli bir eğitim sistemi lazım. Binalar yükselirken insanların cüceleştiği, insani değerlerin o yükseklikle beraber eridiği bir ortamda hiçbir derinliği olmayan boyutsuz bir nesil yetişiyor. 

 

Çözüm?

 

Edebi eşyadan önce öğretecek, sevgi ve saygıyı sayısal bir değer olarak değil insanın bir parçası olarak görecek, her öğrenciyi kendi ilgi, istidat ve kabiliyetine göre yönlendirecek, insanları kategorize etmeden her kesime eşit bir fırsat sunacak, kelime anlamı itibariyle “hazine” olan genç kavramının karşılığıyla eşdeğer; onları birer hazine olarak gören bir eğitim sistemi kurulacak.

 

 Unutmayın!

 

“İblis de âlimdi. Çoğu kula nasip edilenden fazlasını biliyordu ama idraksizdi.”

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • DAR AĞACINDA YARGILANAN İNSANLIK - 07 Nisan 2026
  • VİCDANIN YÜKSELİŞİ - 05 Şubat 2025
  • Fetret döneminden geçiyoruz - 30 Ekim 2024
  • Toplumdaki Öfkenin Kökleri: Nereye Yanlış Gittik? - 06 Ekim 2024
  • Gördüm, Okudum, Yazdım; Hep Ağladım - 11 Eylül 2024
  • Sevgiyi yeşertebilir misiniz? - 08 Eylül 2024
  • İyiler - 15 Haziran 2024
  • Laiklik - 24 Şubat 2024
  • Ezan Okunan Her Yer Vatandır - 05 Kasım 2023
  • Kokusuz ve Dikensiz Güller - 28 Eylül 2023
  • Teknolojik Esaretimiz - 13 Ağustos 2023
  • Kalbimiz Başka Söylüyor Aklımız Başka - 13 Haziran 2023
  • Dava Kendini Doğurma Davası - 05 Mayıs 2023
  • Dimyat'a giderken olanlar! - 20 Nisan 2023
  • Tutunduğumuz Dal Kurumuş Değil - 21 Mart 2023
  • Peki ya Ahlâki deprem? - 15 Şubat 2023
  • Haz ve Hız Çağı - 05 Şubat 2023
  • Din(i)dar - 09 Ocak 2023
  • Kelimelerin Gücü Aşkına - 21 Aralık 2022
  • Çağın Mottosu - 28 Kasım 2022
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
Köşe Yazarları
 Şaban Öztürk
Şaban Öztürk
100 YIL SONRA GERİ DÖNDÜK.!
Yasin Şen
Yasin Şen
GURBET: KÖYÜN HÜZÜNLÜ YANI
BABANIZIN PARASINI MI VERİYORSUNUZ?
Lokman ÖZKUL
BABANIZIN PARASINI MI VERİYORSUNUZ?
Kendimle Barışmak
Yalçın Sevim
Kendimle Barışmak
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
DAR AĞACINDA YARGILANAN İNSANLIK
Mustafa ŞENGÜL
Mustafa ŞENGÜL
Hayat kısa, sözler kalıcı: Varken değer vermeyi öğrenmek
Çok Okunan Haberler
Meteoroloji Afyonkarahisar için yeni hava tahminini yayımladı
Meteoroloji Afyonkarahisar için yeni hava tahminini yayımladı
Afyon'da yeni otobüslere erişim testi
Afyon'da yeni otobüslere erişim testi
Afyonkarahisar'ın tanınan ismi Ahmet Dikyamaç hayatını kaybetti
Afyonkarahisar'ın tanınan ismi Ahmet Dikyamaç hayatını kaybetti
Afyon Cenaze İlanları 3 Ağustos 2026: Bugün Kimler Vefat Etti?
Afyon Cenaze İlanları 3 Ağustos 2026: Bugün Kimler Vefat Etti?
Afyon Cenaze İlanları 31 Temmuz 2026: Bugün Vefat Edenler Kimler?
Afyon Cenaze İlanları 31 Temmuz 2026: Bugün Vefat Edenler Kimler?
Afyon Adliyesi’nde katiplik heyecanı
Afyon Adliyesi’nde katiplik heyecanı
Ana Sayfa
Gündem
Belediyeler
Asayiş
Siyaset
Spor
Ekonomi
Yaşam
Son Depremler
Sivil Toplum
İslam
Sağlık
Dünya
Bölge
Türkiye
Magazin
Eğitim
Sanat
Alışveriş
Vefatlarımız
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Günün Haberleri
Arşiv
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Asayiş
  • Bölge
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Sağlık
  • Sanat
  • Siyaset
  • Spor
  • Türkiye
  • Vefatlarımız
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri
Google Play
ücretsiz indirin

  • Rss
  • Sitene Ekle
  • Yayın Politikası / Sorumluluk Reddi
  • Hizmet Şartları
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
  • Hakkımızda

Son dakika Afyon haberlerini doğru, güvenilir ve tarafsız gazetenizde takip edin, Afyon gündeminden haberiniz olsun. Afyon Kent Haber'in tüm hakları saklıdır.

Yazılım: Tumeva Bilişim

AfyonKentHaber