Reklam
Reklam

Akü'de 101. Yılında Misak-ı Milli Sanal Paneli Gerçekleştirildi

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğü, Kocatepe-Büyük Taarruz Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığı tarafından “101. Yılında Misak-ı Milli” konulu çevrim içi panel düzenlendi.

Akü'de 101. Yılında Misak-ı Milli Sanal Paneli Gerçekleştirildi
29 Ocak 2021 - 14:34 - Güncelleme: 29 Ocak 2021 - 14:52

Atatürk Kongre Merkezinde gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü AKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin’in yaptığı çevrim içi panelde Kocatepe-Büyük Taarruz Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadık Sarısaman tarafından “Misak-ı Milli’nin İçeriği”, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş tarafından ise “Misak-ı Milli’nin Önemi” konulu sunumlar yapıldı.

Panel öncesi Misak-ı Milli’ye giden süreci kısa bir şekilde özetleyen Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin, “Mondros Mütarekesinden sonra İzmir işgal ediliyor, Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkıyor. Erzurum’da ve Sivas’ta bir irade ortaya konuyor. Ülkenin geleceği ile ilgili kararlar ve yapılması gerekenlerin yöntem şekli ortaya konuluyor. 12 Ocak’tan itibaren Misak-ı Milli ile ilgili görüşmeler ve metin üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, 28 Ocak’ta Meclis-i Mebusan toplanıyor ve Misak-ı Milli kararlarını 121 mebusun imzası ile onaylıyor” dedi.

“Misak- Milli’nin İçeriği” başlıklı konuşmasını yapan Kocatepe-Büyük Taarruz Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadık Sarısaman ise ilk olarak Misak-ı Milli’nin ilanı öncesinde yaşananlara değindi. Sarısaman şunları kaydetti:

“Misak-ı Milli Osmanlı Mebusan Meclisinde ilan edildi. Kapanan meclisin yeniden açılması milli mücadele kadrolarının çabalarıyla mümkün oldu. Osmanlı seçim kanuna göre seçimler 2 senede bir yapılırdı. Son Osmanlı Mebusan Meclisini oluşturan seçim 1914 yılında yapılmıştı. 1918 yılında Mondros imzalandığı döneme kadar da seçim yapılmamıştı. Savaş şartları sebebiyle parlamentonun yenilenme imkânı olmadı. Sultan Vahdettin 21 Aralık 1918 tarihinde çalışmakta olan Meclis-i Mebusan’ı feshetti. Vahdettin’in parlamentoyu feshetme gerekçesi itilaf devletlerinin Ermeni meselesinin sorumlularını cezalandırmak için mahkeme kurma talepleridir. Hükümete baskı yapıyorlar. Hükümet de Divan-ı Harbi örfi olarak kurmak istiyor. Meclis de ‘sen kuramazsın, anayasaya göre olağanüstü mahkeme yetkisi bendedir’ diyor. Vahdettin de meclisi feshederek meseleyi halletmeye çalışıyor. Sıkıntı feshetme değil, seçimlerin yapılması gereken süreçte yapılmamış olmasıdır. 1918’in Aralık ayında feshedilen meclisin seçimlerinin 1919’un Mart ayında yapılması gerekirdi. Anadolu hareketi, Erzurum Kongresindeki kararlar içerisinde buna yer verdi. Dendi ki ‘Meclis-i Mebusan seçimleri yapılmalıdır.’ Bir müddet sonra bütün Anadolu’dan gelen ve ülkenin tamamını temsil eden bir kongre niteliği taşıyan Sivas Kongresinde de aynı karar alındı. Sonra Damat Ferit Hükümetinin değişmesi sağlanınca, yerine kurulan yeni hükümetle yapılan Amasya Görüşmelerinde de Meclis-i Mebusan seçimlerinin yapılması kararlaştırıldı. İşte son Osmanlı parlamentosu 12 Ocak 1920 tarihinde açıldı. Meclis 2. Başkanı Hüseyin Kazım Bey bu dönemde meclisin kabul etmesi için bir çalışma yapmış. Sonrasında ise Anadolu’dan gelen ve Anadolu hareketinin temsilcisi niteliğindeki milletvekilleri İstanbul’da bir grup oluştururlar. Felah-ı Vatan isimli bir grup oluştururlar. Bu grup Hüseyin Kazım Bey’in çalışmasına bakıp kendi taleplerini de ortaya koyuyorlar. Rauf Bey bu husustaki liderliği yürütmüştür. Nihayetinde Misak-ı Milli Ahd-i Peyman metni hazırlanmak üzere bir komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyon çalışmalarını tamamlayınca da ve 101 sene evvel 28 Ocak tarihinde 121 milletvekilinin imzaladığı bir metin ortaya çıkmıştır.”

Misak-ı Milliye en büyük tepki İstanbul işgali
Misak-ı Milli’nin kabul edilmesi ile birlikte yaşananlara da değinen Sarısaman, siyasi ve toplumsal olarak birçok olayın yaşandığını ancak bunlar arasındaki en büyük tepkinin İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgal etmesi olduğunu ifade etti. Sarısaman, “Misak-ı Milli kabul edildikten sonra yaşanan en büyük tepki İstanbul’un işgal edilmesidir. Çünkü İtilaf Devletleri seçimlerin yapılmasına parlamentoyu kendilerinin kontrol etmesi şartıyla izin vermişlerdi. Kendi kararlarını çıkaracaklarına inanıyorlardı. Ancak parlamento öyle bir karar aldı ki, Erzurum ve Sivas Kongrelerinden çok daha büyük kararlar aldı. Anadolu coğrafyası dışındaki topraklarda da hak talep eden, kapitülasyonları da reddeden, tam bağımsızlık peşinde koşan bir metin kabul edildi” diye konuştu.

Misak-ı Milli kodlanmış şifredir
“Misak-ı Milli’nin Önemi” konulu konuşmayı yapan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ise Misak-ı Milli ile birlikte fikri değişimlerin yaşandığını ifade etti. Altıntaş, şunları kaydetti:

“Misak-ı Milli ile halkın kendi kaderlerinin tayini söz konusu olunca, orada kader birliğini bırakıyorsunuz. Artık ümmetçilikten milli irade kavramına geçilmiştir. Sınırları belirliyorsunuz, sınır derken burada sınır taşından bahsetmiyoruz, prensiplerden bahsediyoruz. Misak-ı Milli metninin üzerinde durursak, 19 Ocak’ta Mustafa Kemal metnin ana şeklini oluşturuyor. Daha sonra İsmet Paşa, metnin üstünde düzeltmelerde bulunuyor. Hüsrev Bey vasıtasıyla metin İstanbul’a gönderiliyor. İstanbul’da da tekrar tartışmalar yapılıyor ve 28 Ocak’ta Celalettin Arif Bey’in başkanlığında, gizli bir oturumda oylanıyor ve karar alınıyor. İlan edilmesi noktasında ise 17 Şubat’a kadar olan süreçte iç çatışmalar söz konusu. Nasıl bir yol haritası çizileceği konuşuyor. O dönemde İstanbul’da 82 bin itilaf devleti askeri var ve bu askerlerin çerçevesinde kararların ölçülü olması gerektiğini söyleyenler ile Misak-ı Milli kararları bir an önce uygulansın diyenler arasında fikri çatışmalar yaşanıyor. Edirne Mebusu Şeref Bey 17 Şubat’ta bunu deklarasyon şeklinde yayınlamıştır. Bu bizim bağımsızlık bildirgemiz olarak ifade edilen, daha sonra milli mücadelenin sınırlarının ne olacağı, içerisindeki halkların durumunun ne olacağı, İstanbul’un durumu, Erzurum ve Sivas Kongresi ile birlikte şekillenmeye başlanan milli iradenin demokratik usuller çerçevesinde nasıl gerçekleştirilmeye çalışılacağı konusunda da adeta kodlanmış şifresidir Misak-ı Milli. Aslında ‘Milli iradeyi amil kılmak esastır’ diyerek zaten çok şeyi söylüyorsunuz.”

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum