Sonbahar ve Çocuklar - 1 - Yasin Şen

Tabiatın daha hâkim olduğu yerlerde mevsimleri doyasıya yaşamanız daima mümkündür. Karadeniz bu yüzden havası, suyu, börtü böceği ve yeşilliğiyle her mevsimin hakkıyla yaşandığı bir özge diyardır


Sonbahar ve Çocuklar - 1 - Yasin Şen

Orada hiçbir mevsim boynu bükük değildir. Şimdi de orada yaşanan, yemyeşil mesafeleri rengârenk bir tabloya dönüştüren sonbahar mevsimidir. 

Önceleri, bizler çocukluğun bahşettiği bir hürriyet duygusu ile yaşadığımız için mevsimlerin bizim küçük dünyamızda uyandırdığı etki, daha büyük ve daha başka olurdu. Oyunlarımız, oyuncaklarımız, kalbimiz, hislerimiz dahası bizim minik dünyamız mevsimlerin tıpkı renkleri gibi, kendine has hislerine, hâllerine bürünürdü. Çünkü biz çocuktuk ve hayatın her ânının bize ihsan edilmiş bir hazine olduğunu anlamasak bile,  gönlümüzde duyuyorduk. 

Sonbahar yaprakların dökülmesi; yeşilin kahverengi, kırmızı ve sarının bin bir tonuna bürünmesi; güneşin bambaşka bir hâl ile ile gökte yükselmesi ile gelirdi bize. Yani yakından uzağa tabiat bir renk cümbüşüyle gözlere nefis bir ziyafet sunarken, uzaktan yakına da belli belirsiz bir hüzün kendini hissettirmeye başlardı. 

Sonbaharda tabiat, âdeta yorulduğunu gösterir ve sanki bir köşeye çekilip dinlenmek istediğini söylerdi. Mevsimin bu hâli, bizim küçük dünyamıza da sirayet ederdi. Meselâ yaza göre daha az hareketli olur, daha az koşardık. Soğukların hafiften kendini hissettirmesiyle bedenlerimiz ürperir ve kendimizi güneşin anne kucağı gibi sıcak kollarına atar, orada âdeta mayışır kalırdık. Ayaklarımızın altında yaprakların hışırtısı, göçmen kuşların bizleri selamlayan hüzünlü vedaları, derelerin bir başka çağlayışı… Bunların hepsi de bir mevsimin hâkimiyetini haber verirdi bize. 

Buna rağmen çocukken sonbaharda bile sevincimize bir nihayet olmazdı. Hasat zamanı geçince tarlalar, bahçeler tamamen bizim tasarrufumuza kalırdı. Artık dilediğimiz gibi koşturur, istediğimiz tarlada yorulana kadar yarış edebilirdik. Koşarken mısırlara zarar vermek ve bu sebeple büyüklerden azar işitmek gibi bir derdimiz olmazdı. Mahsülü alındıktan sonra başını rahatça gökyüzüne uzatan fındık ağaçları da bize bir mani teşkil etmezdi artık. İşte bizim için sonbahar biraz da hasat mevsiminin verdiği rahatlıkla oyun ve hürriyet demekti. 

Böylece Allah’ın bize yazın bahşettiği lezzetler sonbaharda da hükmünü icra ederdi. Pek tabii köy hayatının imkanları sınırlı olurdu; fakat, bizim çocukluğumuz sınırlı imkanlarla sınırsız huzuru yakalayabilmenin mevsimiydi. 

Heyhat ki, o demler geldi ve geçti. Ah çocukluktaki küçücük şeylerle en büyük sevinçleri yaşayabilmenin hazzı! Şimdi büyük şeylerle küçücük mutluluklara razı olmanın mahkûmiyeti!