Mehmetçiklerimiz Çanakkale siperlerinde pandemilerle, nasıl mücadele etti?

Günümüzde insanoğlu, her geçen yıl ismi değişen ancak amacı değişmeyen virüslerle mücadele ediyor. Gelişen teknolojiyle beraber tıp bilimi bu salgınların pek çoğuna müdahaleyi etkin kılıyor


Mehmetçiklerimiz Çanakkale siperlerinde pandemilerle, nasıl mücadele etti?

Türk insanı, tüm dünya gibi bugün koronavirüsle baş etmeye çalışıyor. Tıp ve ilaç sektöründeki ilerleme bugün bu salgına yakalanan insanların çoğuna tedavi imkanı tanıyor.

Peki bundan tam 105 yıl önce, vatan sevgisiyle cepheye koşan, tüm olumsuzluklara rağmen toprağını koruyan Mehmetçiklerimiz Çanakkale siperlerinde hangi hastalıklarla, hangi pandemilerle, nasıl mücadele etti?

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Atatürk ve Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi Müdürü
Dr. Öğretim Üyesi Barış Borlat, HİBYA'ya yaptığı açıklamada, Çanakkale cephesindeki kara muharebelerinin 25 Nisan 1915 tarihinde başlayıp, 9 Ocak 1916 tarihinde sona erdiğini, bu zaman diliminde 5'inci Ordu bünyesinde 60'dan fazla alayın görev yaptığını, bu büyüklükteki bir askeri yapının sağlık hizmetlerinin yürütülmesinin hiç de kolay olmadığını dile getirdi.

Borlat, özellikle, ordu içinde yaşanabilecek bir salgın hastalık kaygısının bu konuda her zaman hazırlıklı olmayı zorunlu kıldığına işaret ederek ''Nitekim 5'inci Ordu Sıhhiye Reisi Kemal Bey, bu konuda 'Bir tabur doktorunun vazifesi askerini tedaviden ziyade hasta etmemektir' demiştir. Buna karşın soğuk, kir, temizlik sorunları başta olmak üzere birçok nedenle cephede bazı salgın hastalıklar görülmüştür.'' dedi.

Savaş döneminde cephede başlıca salgınların sıtma, tifüs, dizanteri, tifo ve malta humması, kuduz ve ishal olduğunu aktaran Borlat, ''Cephedeki olası salgın durumunun tespiti önemli bir yere sahipti. Bu amaçla muharebe bölgesinde bazı noktalara test yapmak için laboratuvarlar kurulmuştu. Anadolu yakası için Kalvert Çiftliği'nde bir oda ayrılmış ve burada kolera, tifo, dizanteri gibi hastalıklar için testler yapılmaya başlamıştı. Ayrıca askerler arasında salgın hastalıkların görülmesi durumunda tecrit uygulamasına gidilmişti.'' diye konuştu.


Borlat, 30 Aralık 1914 tarihinde Çanakkale'ye mühimmat sevki esnasında vapurda bulunan taburlardan birinde kolera baş gösterdiğini, bunun üzerine gemide karantina uygulamasının başlatıldığını ve askerlerin gemiden inmelerine izin verilmediğini ifade ederek, ''Benzer şekilde esir alınan bazı askerlerde veba görülmesi üzerine bunlar Akbaş bölgesinde 7 günlük karantinaya alınmıştı. 
Diğer yandan genel bir uygulama olarak salgın bir hastalığın baş göstermesi durumunda önce hasta olan asker, sonra mangası ve takımı bulundukları yerde tecrit edilmişti. Şüpheli askerlerin her biri için her taburun bir tecrit çadırı bulunmaktaydı. Askerler burada müşahedeye alınıp, tedavi edilmişti.'' ifadesini kullandı. 

Cepheye asker nakli yapılması sürecinde salgın hastalık bulaşmaması için Biga ve Lapseki'ye bir etüv makinesi koyulduğunu anlatan Borlat, şöyle devam etti:

''Ayrıca etüv makinesinin yetersiz kalması durumunda bu bölgedeki fırınların kullanılmasına karar verilmişti. Muharebe bölgesinde Anderya Çiftliği ve Melek Çiftliği bölgesinde de etüv yapılmaktaydı. Nitekim bu durumu Cemil Conk, 15 Haziran 1915 günü anılarında 'Öğleden sonra Melek Hanım Çiftliği'ne gittim. Hamam yapan birinci tabur, sahra etüvlerinde elbiselerini ve bitlerini temizleyecekti. İki bölük temizlenmiş, diğer bölük yarım kalmış. Kazanları toplamışlar, dönüyorlardı. Halbuki saat henüz 15'ti. Barış zamanında bile olsa, vakte gene yazıktır dedim. Kazanları tekrar yaktırdım. Akşama kadar temizlik faslı bitirildi.' şeklinde aktarmıştır.
Askerler, cepheye sevkleri öncesinde tahaffuzhane ismi verilen merkezlerde kontrolden geçirilmişti. Bu merkezlerde askerler sağlık kontrolünden geçirilmiş, bulaşıcı hastalıklara karşı periyodik olarak çiçek, kolera, dizanteri aşıları yapılmıştı. Bunun dışında aşılama işlemi kimi zaman cephede devam etmişti. Buna dair verilen emirde taze dizanteri ve kolera aşılması yapılması vurgusu yer almıştı.''

Borlat, bu tür durumların birçok subayın anılarına yansıdığını bildirdi.

4'üncü Tümen Komutanı Cemil (Conk) Bey'in hatıratında 25 Ağustos 1915 gününe, ''Bugün kolera ve tifo aşıları geldi. Askerleri aşıladık'', İzzettin Çalışlar'ın, 31 Temmuz 1915 gününde ''Tifo aşısıyla aşılandım. Aşı pek ziyade tesir etti'', Fasih Bey'in 18 Kasım 1915 tarihi için ''Efrad dizanteri aşısı oluyor'' ifadelerine yer verdiğini belirten Borlat, şunları kaydetti:

''Ayrıca aşı yapılan askerlere aşı yapıldığına dair birer belge verilmişti. Birlik komutanları askerlerin bu belgelerini kontrol etmiş ve belgesi olmayanlara ikinci defa aşı yaptırmıştı. Ayrıca cephede salgın hastalık nedeniyle vefat edenlerin ailelerine de yarım edilmişti. Nitekim bu amaçla Aydın Vilayeti Hilal-i Ahmer Heyet-i Merkeziyesi 9 Mayıs 1917 tarihinde Çanakkale Cephesi'nde yakalandığı bulaşıcı hastalık nedeniyle Ağadere Hastanesi'nde 10 Eylül 1916 tarihinde vefat eden, 42'nci Tümen Sıhhiye Bölüğü Tabip Yüzbaşısı Hektor Angelomani Efendi'nin ailesine 25 lira nakdi yardımda bulunmuştu. Salgın hastalıklara karşı önlemler cephe hattına gelmeden başlamıştır. Bu tip bir koruyucu yaklaşım içerisinde, önce aşılama beraberinde temizlik konusunda gösterilen hassasiyet salgın hastalıkların etkisini önemli oranda azaltmıştır. Diğer yandan Çanakkale Cephesi'ndeki sağlık hizmetlerinin büyük oranda başarılı olarak yürütülmüş olması ordunun muharebe gücünü kıracak bir salgın hastalığı da engellemiştir.''


Hibya Haber Ajansı - Mehmet Bayer, 12.Nisan (HİBYA)